Thursday, October 05, 2006

İçerideki Kirlilikten korunma (Electro Magnetic Pollution)

Çağımızın bu en önemli tehdinden korunmak için Gazi Universitesi Biofizik Anabilim Dalı Bioelektromanyetik Laboratuarı aşağıdaki uyarıları yayınladı. Kendi uyarılarımı da ekleyerek yazıyorum:

Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Cihazlar " Stand by" konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratacaktır.
Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı/TV kullanmaya özen gösteriniz ya da ekran filtresi kullanınız, mümkünse plazma ekran tercih ediniz.
Ekonomi (halojen ve floresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz. Piyasada ‘gün ışığı’ ampulleri satılmaktadır.
Yatak odasında TV ve bilgisayar bulundurmayınız veya bu cihazları tamamen kapalı konumda olmasını sağlayınız.
Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden kapatınız.
Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzakta tutunuz, mümkünse pille çalışanlarını tercih ediniz.
Güçlü elektromanyetik alanlar pineal bezden melatonin salgılanmasını etkiler. Saç kurutma makinasının manyetik alanı yüksektir bu nedenle, sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanınız. Uyku düzeninizin bozulmaması için yatmadan hemen önce kullanmamayı tercih edebilirsiniz
Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışınız. Tüm VDU'lerin (TV, bilgisayar) arkalarında ElektroManyetik (EM) alan daha büyüktür. Komşunuzda bu aletlerin nereye yerleştiğine dikkat etmeye çalışınız.
Gerekmedikçe cep telefonları kullanmayınız. Cep telefonunuz kullanmadığınız sürede mümkünse kapalı olsun. Kalp pili kullanıcılarında cep telefonu ve RF kaynakları etkili bulunmuştur.Üzerinizde açıkken bulundurmamaya dikkat ediniz (Kalp üzerinde, göğüste bulundurmayınız).
Cep telefonu kullanımının beyin aktivitesinde etkili olduğu gösteren çalışmalar vardır. Çocuklarda sinir sistemi ve başın gelişimine devam ediyor olması dolayısıyla, çocukların ve gençlerin yetişkinlerden daha çok risk altında olduğu bir gerçektir. Bu nedenle 16 yaş altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmalarının zorunlu olması durumunda ise günde 10 dakikayı geçmemeleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilmektedir. Cep telefonu frekanslarının 10-14 yaşlarındaki çocuklarda bilişsel fonksiyonlara ve beyin aktivitelerine etkili olduğunu göstermiş önemli çalışmalar vardır ( Preece ve ark, 2004 ve Haarala ve Krause 2003).
Cep telefonu kullanırken tercihen kulaklıkla konuşunuz. Cep telefonunu - açıksa - kendinizden en uzak mesafeye bırakınız. Acil durumlar dışında vücudunuzda açık taşımamaya özen gösteriniz veya kapalı tutunuz, gerektiğinde siz arayınız. SAR<1>
Yatağınızı EM alanlardan olabildiğince uzağa koyunuz .
Dizüstü bilgisayarlar (LCD ekran) şarjlı kullanıldığında düşük EM alana sahiptir (uzakta şarj edilmelidir).
Evinizdeki ve işyerinizdeki elektromanyetik alanları ölçtürünüz.
Mikrodalga fırın çalışırken en az 1 m ' den uzakta durunuz. Hatta önüne denk gelen bir yerde duymayınız. Gerekmedikçe kullanmayınız.
Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik alan) en az 50 cm uzakta durunuz.
Elektrikli tıraş makinesini mümkünse şarjlı kullanmayı tercih ediniz.
TV ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m uzakta bulununuz.
Çamaşır / bulaşık vs. makineleri, su ısıtıcıları ,kahve makinaları çalışırken mümkünse sürekli olarak yakınında bulunmayınız.
Telsiz telefon kullanmayin ve dışarıdan gelebilecek etkilere karşı pencerelerinizi metal perdelerle korumaya alın. Kaktüs bitkisinin de negatif manyetik alanı emdiği bilinir. Onları da kullanabilirsiniz. Hatta bilgisayarınızın yanına da koyabilirsiniz.
"Unutmayınız ki herhangi bir teknolojik ürün yaşamınızı kolaylaştırıyorsa, karşılığında büyük olasılıkla sağlığınızdan götürüyordur."

İçerideki Kirlilik (Electro Magnetic Pollution) - 2

Dikkat ederseniz son yillarda allerjik reaksiyonlar, kronik yorgunluk, astim, kanser gibi bagisiklik sisteminin zayiflamasinin bir sonucu olan hastaliklar en sasaali gunlerini yasamaktadirlar.

Neden???!!!

Insan bedeninin etrafinda ozel kameralarla goruntulenebilen ve aura adi verilen bir manyetik alan oldugu bilimsel olarak kabul edilmektedir. Bu alan bizi zararli dis etkenlerden korumak icin bir kalkandir ancak bedenimiz yillardir maruz kaldigi Elektro Kirlilikle savasmaktan zayif dustugu icin auramizda acilan gediklerden mikroplar, virusler, v.s. iceri sizmaktadir. Bedenimizdeki askerler yillardir bu dis etkenlerle savasmaktan kendini toparlamaya vakir bulamamis, bir cepheyi kapatamadan acilan diger cephelere asker gondererek gucunu bolmus, kaybettigi besinlerin yerine yenisini alamadigi gibi gelen kalitesiz besinlerin yarattigi zararlarla ugrasmis, iyi bakilmadiklari icin zayif kalmis ve ustune ustluk “yardim” icin geldigi sanilan dost kuvvetler (ilaclar) dusman hucrelerle beraber iyi hucreleri de oldurerek guclerini daha da azaltmistir.

Boyle bir orduyla kim zafer kazanabilir??!! İcinizde boyle bir tablo hayal edebiliyor musunuz?! Etseniz iyi olur, cunku hepimizin durumu assagi yukari boyle.

Insan bedeni hizla gelisen teknolojiye ayni hizda adapte olamamaktadir. Bedenimiz 8-10 frekansda titresmekte iken etrafimizi saran elektrik 1.000 veya uzeri frekansda titresmektedir. Aradaki bu muthis farkin bedenimizi ve dolayisi ile aklimizi ne kadar etkiledigini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Negatif elektro manyetik alanin yaninda bedene faydali olan elektro manyetik alanlar da mevcuttur. Evrende bilinen en buyuk miknatis dunyamizin merkezindedir. Yani sadik yarimiz kara topragin bagrinda yatmaktadir . Iste bu faydali manyetik alan insan bedenine bir cesit ayar yapar.
Sorun bizim bu ayar mekanizmasindan uzaklasmamizla baslamistir. Topraktan uzaklasmis olan insan bedeni topraklama yapamadigi icin negatif manyetik alan yuklemesi sonucu kisa devreler olusmakta, ayar bozulmaktadir.
Aratirmalar gosteriyor ki cep telefonunu bedenine yakin tasiyan kisinin kas gucu %50 oraninda azaliyor. Gorusme yapilirken telefonun dayandigi kulak tarafinda beyin isisi 1-2 dakikada 38 dereceye cikiyor ki buna doktorlar beyin haslanmasi diyorlar.

Losemi hastaliginin daha cok yuksek gerilim hatlarina yakin yasayan cocuklarda goruldugu tesbit edilmis.

Sabahlari 30 dakika TV seyretmek cocuklarda ogrenme yeteneginin 4 saat boyunca bozulmasina yol aciyor. TV’den gelen guclu manyetik dalgalar butun enerjimiz cektigi icin uyuyoruz ya da tam tersine vucudumuz alarma gectigi icin uyuyamiyoruz. Tepki kisilere gore degisiyor.
Uzun saatler bilgisayarda oyun oynayan veya TV izleyen 10 yas ve alti cocuklarda sara krizi yasama riski cok yuksek cunku onlarin beyinleri titresimleri algilayabiliyor.
Elektromanyetik alana maruz kalan hucreler;

-bozuluyor
-oluyor
-veya degisiyorlar

Hucre degisimi kanser demek. Insanda kanser hucresi dogustan yoktur ama her saglikli hucrenin sartlari degistiginde bozulma potansiyeli vardir. Hucrelerimiz de aynen demir gibi paslaniyorlar. Paslanan hucre de hafizasini kaybettigi icin deli hareket etmeye ve bedene zarar vermeye basliyor.

Isvec’de “Electrical Hypersensitivity Syndrom” (Elektrik Hassasiyeti Sendromu) resmen taniniyor ve bu hastaliga yakalanmis kisilere resmi olarak EHS sakatlik raporu veriliyor cunku ofis ortamlarinda calisamiyorlar.

Bir sonraki yazimda korunma yontemlerine bakacagiz.

17 Nısan 2006

İçerideki Kirlilik (Electro Magnetic Pollution) - 1

Sevgili okurlar bu gun sizlere farkinda olmadigimiz ama gunumuzun pek cok hastaligina zemin hazirlayan bir tehlikeden bahsetmek istiyorum. Uzun bir konu oldugu icin bir kac bolumde isleyecegim.

Gecenlerde, degisik milliyetlerden bir grup saglikli yasam takipcisi, arkadasim Gina Lazenby’nin evindeyiz. Gina uluslarasi bir yazar. Simdilerde Saglikli Evler uzerine arastiriyor ve yaziyor.

Dikkatle Gina’in kucuk bir aygiti kutusundan cikarmasini izliyoruz. Gina aygitin dugmesini acar acmaz kulaklari tirmalayan sesler odayi dolduruyor odayi. Ses inanilmayacak derecede rahatsiz edici. Bu sesin 5 metre karsidaki komsu evin telsiz telefonundan geldigini ogreniyoruz. Hepimiz saskiniz!! Cep telefonunun bu tur etkilerini duymusuz ama masum bir telsiz ev telefonunun bu kadar rahatsiz edici olabilecegini hic duymamisiz. Megerse o ne yere bakan yurek yakanmis!!!!

Gina mutfaga girip mikrodalga firini calistirip mutfaktan kacarcasina cikip kapiyi kapatiyor. Bu defa odayi vinlayan cizirtilar dolduruyor. Uzay istasyonunda algilanan garip sesler gibi.

Gina aygiti elektrik dugmesine yaklastiriyor. Yine huzursuz eden garip sesler. Ardindan cep telefonlarinin istasyon ararken cikardiklari tirmalayici cizirtilar ve derken bilgisayardan gelen korkunc sesler....

Gina’nin elindeki, insan kulaginin duyamadigi yani bizim frekansimizin altinda veya ustundeki sesleri, duyabilecegimiz hale ceviren bir aygit.
Odakiler olarak bizler bu durum karsisinda dehsete dusuyoruz cunku bunun ne anlama geldigini, yillardir alternatif saglik koruma yontemlerini incelerken ogrenmisiz; bio-manyetik bir sistem olan vucudumuz inanilmaz bir saldiriyla bogusuyor.

Bu gune kadar hepimiz hayatimizi tehdit eden en onemli unsur olarak zavalli ozon deligini gormusuz. Onun delinmesi icin kendimizi sorumlu tutmak yerine neredeyse “niye delindi?” diye ona kiziyoruz. Odak noktamizi tamami ile disariya dondurmus ve en cok vakit gecirdigimiz evimizin, ofisimizin icindeki zehirleri hic bir zaman bilmemisiz. İcerideki kirlilik disaridakinden cok daha tehditkar hale gelmistir!!!

Peki nedir bu icerideki kirlilik?? Oncelikle teknolojik gelisme ile birlikte insanoglu dogal ortamindan, onun vucudunun ihtiyac duydugu topraktan uzaklasmis. Hepimiz biliriz; ciplak ayakla topraga basmak iyidir cunku vucutdaki elektrigi bosaltir. Bu cok basit aciklama aslinda icinde bir bilimi barindirmaktadir. Biz ise toprakla aramiza once beton dokup yerkurenin sifali miknatis etkisini kesmisiz. Sonra o da yetmiyormus gibi araya ve duvarlara eletrik kablolari doseyerek etrafimizda insan yapimi ve insana cok zararli eletromanyetik bir alan, yani ELEKTRO KIRLILIK (Electro Smog, Electro Pollution) yaratmisiz.
Gunes isigi girmesin diye sistemler icad etmis, gunesin zararli bir isinindan kacarken pek cok iyilestirici isinlarindan saklanmisiz.

Neredeyse 24 saatimizin hepsini gecirdigimiz ofis ve ev ortamlarinda cam acilmiyor, taze hava gelmiyor, zemin ve tavan eletrik kablolari ile orulmus, her taraf bilgisayar, TV, telsiz telefon, cep telefonu, dijital bebek alarmi, mikrodalga firin gibi Elektronik Kirlilik sacan esyalarla dolu. Halilardan, boyalardan, mobilyalardan ve eletrik kablolarindan yayilan kimyasal zehirleri soluyoruz.

Bunlar sizde yoksa bile komsunuzda var ve etki alanlari guclerine gore metreleri buluyor. Ne kadar kacarsaniz kacin bir cep telefonu baz istasyonundan veya yuksek gerilim hattindan kacamazsiniz.

Peki nedir elektro kirliligin insan sagligina etkisi? Onu bir sonraki yazimda isleyecegim. Saglikli kalin!!

Nisan 2006

Bir bedende iki kişi

Bir bedende iki kişi!!

Lydia Fairchild 2 çocuk annesi olarak Amerikan devletine yardım için başvurduğunda çocukların kendisine ve eski eşine ait olduğunu belirlemek üzere DNA testi yapılır. Sonuç Lydia için 1.5 yıl süren bir kabusun başlangıcıdır.

Acil olarak görüşmeye çağırılır ve görevli kendisine DNA testi sonucuna göre eşinin çocukların babası olduğunun kesin olduğunu ama kendisinin o çocukların annesi olmadığını söyler. Bunun bir şaka olmadığını hukuksal süreç başladığında anlar. Devlet onu, kendisine ait olmayan çocukları kullanarak yardım almaya çalışmakla suçlamaktadır. Eşi ve doktoru çocukların doğumuna şahit olduğunu söylerlerse de inandıramaz. DNA sonucları kesindir! Bu sonuçlara göre anne ile bebek arasında en az %50 oranında tutması gereken DNA yapısı onun durumunda %0’dır.

1 yıl sonunda mahkeme çocukların devlet himayesine verilmesine karar. Lydia’nın mahkeme tarihinde 3. çocuguna hamile olması yargıca bir fikir verir. Bu bebeğin doğumuna mahkemenin belirlediği bir görevli katılacak, doğumu izleyecek ve hemen her ikisinden de kan alarak DNA testine gönderecektir.

Öyle de olur. 2 haftalık geçmek bilmeyen bekleme suresi sonunda DNA testi o bebeğin de Lydia’dan olmadığını söylemektedir.
Daha önce Lydia’yı hiç bir avukat savunmak istememişken bu sonuç ona bir avukat kazandırır. Avukat araştırmaları sonucunda Ben Israel Hastanesinde benzer bir vakanın olduğunu öğrenerek oraya başvurur.
Hastanedeki diğer vaka 60 yaşlarındakı bir bayandır. Böbrek nakli gerektiğinde 2 yetişkin oğlu ile arasında genetik bir bağ olmadığı saptanmış. Konuyu araştırmak isteyen doktorunun çıkardığı fonla sağlanan sonuçlar göstermiş ki 3. oğulun DNA yapısı anneye uyuyor. Ayrıca kadının erkek kardeşinin DNA yapısının çocuklara uyduğu, dolayisi ile kadının o çocukların annesi olması gerektiği saptanmış.
Peki bu nasıl oluyor?!

Hastane yetkilileri araştırmaya başladıklarında bir doktor, vakanın bir “Chimera” (kaymera) olabileceğini söylüyor. Kaymera 2 döllenmiş yumurtanın veya 2 embriyonun hamileliğin erken döneminde birleşmesi veya bir yumurtanın 2 sperm tarafından döllenmesi ile oluşan bir anomali. Yani kişide iki set kromozom oluyor. Bir bedende iki kişi gibi!

Doğada en çok hayvanlarda görülen kaymerizm genelde dışarıdan belli olan bir durum. Örneğin bir dişi bir erkek yumurtanın birleşmesi ile oluşan kaymerizmde kişi çift cinsiyetli oluyor. Çoğunlukla vücutta pigmentasyon bozuklukları görülüyor. Zenci-beyaz birleşmesinden doğan bir bebeğin göbek deliğinden alti cetvelle bölünmüş gibi sağı koyu renk, solu beyaz renk. Sağda erkeklik iç organlarının yarısı, solda kadınlık iç organlarının yarısı var. Bir başka kaymeriğin vücudu ise satranç tahtası gibi kare kare bölünmüş renklerle.

O güne kadar en fazla 40 insan vakası saptanmış dünyada, ama hepsi de dışarıdan belli olanlar. Dolayısı ile bu iki kadının durumu olaya farklı bir boyut katıyor.
Araştırma sonucunda her iki kadının da kanında çift kromozom seti bulunamazken farklı organlarında farklı kromozom setleri bulunuyor. Bazı organlarda biri baskınken diğerinde diğer set baskın olabiliyor. Lydia’nın rahminde çocuklarınınki ile uyuşan kromozom seti saptandı ve Lydia kurtuldu.

Lydia’nin davasına bakan yargıcın söyledikleri olayın dehşetli boyutunu açıklıyor; “Bu güne kadar DNA sonuçlarına göre buradan babalar gönderdim. Hapisten adamlar çıkarıp hapse adam gönderdim. Ben artık bu sonuçlara ne kadar güvenebilirim?!” .

Düşünsenize, bir kadın tecavüze uğruyor. Tecavüzcü kaymerik ve spermi ile kanında farklı kromozom setleri var. Bu adam kanından alınan örnekten yapılan DNA testi sonucunda kesinlikle suçsuz olacaktır.

Acaba dünyada bilinmeyen kaç kaymerik daha var? Acaba eşcinselliğin kaymerizm ile ilgisi olabilir mi? Cevapları zaman verecektir ancak bilip de takip ettiğimiz takdirde.

23 Temmuz 2006

Bir filmin ardından

BIR FILIM ARDINDAN

Dun aksam bir filme gittik; “babam ve oglum”!! Anlamamisim konusunu tam. Bilseydim belki de gitmezdim. Bile bile huznumu davet etmezdim.

Hepimiz kizarmis burunlar ve islak gozlerle ciktik sinemadan, Turk’u, Ingiliz’i, Pakistan’lisi. Huznun ulkesi, milleti yok ki!! Olum ve dogum belki de inanilan tek ortak mucizeler.

Nurgun, “anlamadim ne oldu? Halbuki o kadar da kaliteli bir oyun sergilenmedi ama demek ki bir yere dokundu” dedi. Dokunmustu elbet! Dokunmaz mi!? Hepimizin hayatinda yasanmistir benzer acilar. Kimbilir hangi gomdugumuz aci hatiralar hortlamistir yerinden. Kimi coktan unutulmustur ama izi kalmistir da huznumuzun sebebini bilmeyiz. Kimi ise hic unutulmamistir da geldiginde hemen biliriz.
Ben boyle filmlerde hep doya doya yasini tutamadigim, gonlumce sarip da sevemedigim kardesime aglarim. Bir ruzgar gelir huznumun daha tozlanamamis ortusunu ucurur ve sakladigim kozler koruklenip aleve, yangina donusur yeniden. …. ve gozlerimden yillarin biriktirdigi yaslar suzulur, hem de gunlerce. Artik ozlem midir beni bu kadar aglatan, onun cekmis oldugu acilar mi, yoksa doya doya ona sarilamamis olmak mi, bilemem. Hickiriklar icimde patlar, bedenim sarsilir durur. Haykira haykira aglamak isterim de, yine yapamam.

Tekrar sorarim kendime “ben burada ne yapiyorum?” diye. Hayatin anlami bir kez daha sorgulama konusu olur. Sevgililer gitmistir, hem de donmemecesine ve bitmeyen bir mucadele kalmistir geride. ..ama niye?!! Iste bu “niye” sorusuna bir turlu bulamadigim aslinda bulup da bir turlu kabul edemedigim cevap kurcalar durur kafami. Yine anlamsizlasir bir suru sey. Para kazanma mucadelesi, yeni bir giysi almak istegi, dusmanliklar, kiskancliklar, istekler, huzunler yeniden anlamsizlasir. Bir varsiniz bir yoksunuz ama siz gitseniz de esyalariniz kalmistir arkada. Goturemediginiz tutkulariniz, yillarinizin emegi, mucadelesi, huznu, sevinci, iyi/kotu naminiz kalmistir arkada. Bir zamanlar en gercek olan ve olmayani gercek yapan yoktur da daha fani sanilanlar kalmistir ortada.

Yuregimin yarisi insan, yarisi ilahi ruh!! Mucadele eder dururlar. Ikisi de birbirine baskin cikamaz ki bu ikilem cozulsun. Bir taraf aglarken obur taraf “sacmalama!! Yaradilisin kurali bu! Her seyin bir sebebi var!! Sen o sebebi gormeye calis ve o dersi al” der, comak saplar kursagima!

Bildigim o ki; bir oyunun oyuncusuyum ben de, ama perde inmeden, benim rolum bitmeden sahneden inmek yasaktir bana, en sevdigim rol arkadaslarim gitmis olsa da!! Arkalarindan bakmak bile haramdir!! Oyun hep ileri gider cunku.

Bazi arkadaslar birakip giderler rollerini, izin verilmeden. Iste o zaman yeniden yazilir onun sahneleri. Rol arkadaslari bocalar, sasirir, daha fazla calismak zoruna kalirlar onun acigini kapatmak icin. Bazi replikleri sadece o biliyordur ve o gidince digerleri ogrenmekte, soylemekte zorlanir. Soylenenler anlamini yitirir karsiligi olmayinca.

Iste bunun icindir ki gitmeyi cok istese de bazi sorumlu olanlar, arkadakiler icin oyuna devam ederler!!

Umran Altunkaya
29 Mart 2006
Londra

Bir aşk hikayesi

BİR AŞK HİKAYESİ

Seviyorum seni!!
Hey! Duydun mu beni?!!
Seviyorum, dedim seni!

Adam sen de!!!
Sen beni ister sev, ister sevme!
Sen beni sev diye sevmedim ki ben seni.
Seni, SEN oldugun icin sevdim.

Ne boyunu, ne posunu,
Ne kaşını, ne gözünü…
Ruhundan akan ışığını,
Gönlündeki tomurcuğunu sevdim.

Diyemem ki sana, sev beni!
Sen sevmesen de beni,
Seveceğim ben yine seni.
Çünkü,
Kendim seçtim sevmeyi seni!

Yüzünü iyice yüzüme yaklaştırdı ve dikkatle incelemeye başladı. “seni iyice tanımak istiyorum” dedi. 81 yaşındaydı ve gözleri artık gözlüğe rağmen çok az görüyordu.

Ertesi gün kapıyı yine o açtı. Bana “hoş geldin” diye sarılırken kulağıma “ben sana aşık oldum” diye fısıldadı. Şaşırmıştım. Ben mi yanlış duymuştum acaba. Eşi sadece bir kaç metre ötemizdeydi. Nasıl böyle bir şey söyleyebilirdi. Yanlış anladığıma hükmettim ama sohbetimizde sürekli yinelendi bu söz. Bir yaşlıya olan saygım ve böyle bir şeyin olamayacağına olan inancım bana yanlış algıladığımı kabul ettirmeye çalışıyordu. Sanırım bu halimi keyifle izledi ki bir süre sonra “sana aşık oldum diyorum farkında değil misin?” dedi. Dehşetim daha da arttı. Ben onun bilgisinden faydanlamayı isterken bu sebepten ondan uzaklaşmak zorunda mı kalacaktım?

Güldü “sen de benim seni gördüğüm gibi görseydin kendini, sen de kendine aşık olurdun. Şimdi ben seni sevdim diye senin de beni sevmen gerekmiyor. O benim seçimim. Ben seni sevmeyi sectim. Sen beni sevmezsen ben seni sevmekten vazgeçecek değilim. Bir zamanlar Amerika’lı bir aktriste aşıktım. O hic bilmedi tabii. Zaten bilmesi de gerekmiyordu. Öldüğünde arkasından dua etmiştim”.

İşte o zaman gerçek önüme serildi. Bu hayatımın en büyük derslerinden biriydi. Ferhan amca ışığı arayan bir Mevlevi idi ve bana sufizmin önemli bir felsefesini açıklamıştı. Zihnimde her şey domino kartları gibi hızla hareket etmeye başladı. Birisi düğmeye basmış ve şifre çözücü harekete geçmişti. Sonuç hazmedebileceğim gibi değildi.

Öyle ya duygularımızı seçen bizlerdik. Sevmeyi, kızmayı, nefret etmeyi, mutlu olmayı hep kendimiz seçiyorduk ama kendi duygularımız için hep başkalarını sorumlu tutmak gibi anlaşılmaz ve bencilce bir tutumumuz vardı.

Birini çok seviyor ve duygularımıza aynı şekilde karşılık almayınca ondan nefret ediyorduk. Halbu ki o kişi demiyordu bize “beni sev” diye. Öyleyse kendi yaptığımız seçimden onu sorumlu tutmanın ve hatta ona bundan dolayı bir bedel ödetmenin anlamı neydi? Aşkına karşılık vermedi diye, sözde kendini seven kişiler tarafından canı alınanlar sevildiğine inanabilir miydiler?

Sevmenin çok başka bir boyutunu öğrendim ben o gün. Tanrısal bir nitelikti bana gösterilen ve ne kadar yol kat etmem gerektiğini dehşetle gördüm. İşte bu değerli dersi yukarıdaki gibi şiirleştirdim. Bu benim ona teşekkürüm oldu.

Huzur içinde uyu Ferhan amca.