Saturday, November 11, 2006

SAYGI, SAYGI, SAYGI!

Pazar akşamı “Sevgi Fısıltıları” adı altında düzenlenen Semazen gösterisine gittim. Organizasyonu “Dialog Society” adı altında Müslüman toplulukları kaynaştırma ve tanıtma amacı ile kurulmuş bir grup yapmıştı ve aralarında var gücüyle çalışan bir çok pırıl pırıl Türk genci vardı.

Aslında gösterinin hedef kitlesi yabancılar idi ama salona geldiğimizde karşımızda kalabalık bir türbanlı grubu bulduk. Türbanlılara karşı mıyım? Hayır! Karşı olduğum nokta, Mevlana’nın felesefesini bilmeyen ve sadece dönen dervişlerden ibaret sanan kişilerin Mevlana ile ilgili bir toplantı olduğunda sanki gitmek zorundalarmış gibi koşturmaları. Koştursunlar; bir şey demiyorum, ama hiç olmazsa oraya gelmiş olan bir avuç yabancıya karşı muhteremin hatırasına saygı gösteriyorlarmış gibi yapsınlar. “Gösteriyorlarmış gibi” diyorum, çünkü göstermiyorlar!

Düşünebiliyor musunuz, huşu içinde izlenmesi gereken bir ayine onlarca bebek ve çocuğun sokulduğunu!? Düşünemezsiniz değil mi? Adı üstünde “çocuk”! O eğlenmek, bağırıp çağırmak, koşturmak ister. Ne anlar çocuk Semazenlerin dönüşünden! “Niye sürekli aynı yöne dönüyorlar” diye merak eder. Hatta çocuk aklı ile baştan “bu adamlar ne yapıyorlar yahu” diye merakla izlese bile, “plak bir yerde takıldı” diye izlemeyi bırakır ve kendi kendine eğlence metodları bulur ki, bu da yaşı daha büyük olan izleyenleri çileden çıkarır. Mübarek bir ortamda kimse çocuklara laf edemez ama içinden de ana babasına küfürü basar, haklı olarak.

Bir de bebekler vardı. Yahu bir kac aylık bebeğin öyle bir yerde işi ne? Geçtim izleyenlere verdiği rahatsızlığı; yazık değil mi o sabiye, uyuması gereken bir saatte avaz avaz ses olan bir ortamda eziyet çekiyor? Akıllı işi değil bu! Hadi çocuğunu düşünmedin, peki kardeşim sana diğer izleyicileri rahatsız etme, dervişlerin konsantrasyonunu bozma hakkını kim verdi? Nedir bu saygısızlık, bu terbiyesizlik! Evet terbiye işidir bu! Saygı, terbiye ile gelir. Bilmeyeniniz varsa “terbiye” kelimesinin aslında “eğitim” demek olduğunu öğreniniz.

Organizasyonu yapanlar kreş bile açmışlardı ama kime!!! Bizim insanımızın çocuğu herkeslerinkinden kıymetlidir, öyle her yerde kalamazlar. İlle salonun ortasında milleti rahatsız edecekler. Hatta çocuk bahanesi ile sürekli içeri dışarı girilip çıkılarak daha fazla rahatsızlık yaratılacak. Düğün salonu ya orası!

Sunucu rica ediyor, “gösteri sırasında fotoğraf çekmeyin, flaşlar dervişlerin konsantrasyonu bozuyor” diye. İşte orada en önemli yanlışı yapıyor çünkü uyarı İngilizce. Oysa bizim topluluğumuzda İngilizce bilen sayısı çok değil, zaten bilse de kuralları sallayanların sayı çok değil. Neticede dervişlerin başlaması ile birlikte sanki “aman adamlara ışık tutun da düşmesinler” denmiş gibi flaşlar ardı ardına patlamaya başlıyor. En sonunda yanımdaki İngiliz arkadaş da dayanamayıp telefonunun kamerasına basıyor. Haklı, çünkü, ortada insanı çıldırtan bir ihlal var.

…Ve ben gösteriden insanımızın saygısızlığına, densizliğine küfür ederek çıkıyorum çünkü sadece dervişlerin değil benim de konsantrasyonum bozuluyor.

Rica ediyorum; kendinize saygınız yoksa bile karşınızdakine olsun!

1 comment:

Elif Yilmaz said...

Bende ordaydim ve sahnenin tam yaninda oturmama ragmen yukarda ve arkalarda olan cocuk olaylari benim icinde cok bozdu.

Dedigin her sey'e katiliyorum.