Friday, August 08, 2008

TOPUK KÖLELERİ

İncecik topuklar üzerinde yaylanıyor bacakları. ‘Ha kırıldı ha kırılcak’ diye endişe ile bakıyorum. Her adımda ya bacağı ya ayakkabının topuğu yaylanıyor.

-Derdin nedir kızım, niye böyle eziyet ediyorsun kendine?, diye soruyorum içimden ve cevap geliyor. Ardından kafamdaki iki ben tartışmaya başlıyorlar.
-Hah!! Sanki sen giymedin mi? Niye olduğunu biliyorsun
-Evet biliyorum. Ya boyunun kısalığından ya da şık ve seksi görünme çabasından. Aman yok şimdi kendime böyle eziyet edemem. Hem ben giyerken böyle yaylanmıyordum. En azından kaldırabilecek kadar topuk giyiyordum.
-O nedenle mi ayaklarında şimdi seni delirten ağrılar var?
- Hmm. Evet ama insan belli bir pozisyonda olunca modayı takip etmek zorunda hissediyor. Yoksa insanlar ona göre davranıyor. Şimdi giymiyorum mesela çünkü gerek yok.
-Ama giyebilseydim isterdin giymeyi, değil mi?
-Belki ama zaten belim rahatsız o kadar yüksekliği kaldıramam. Alıştım rahat ayakkabılar giymeye. Nasıl ayaklarıma eziyet etmişim o kadar yıl. Parmaklarım ezilip, bükülürken o kadar yolu nasıl yürümüşüm. O kadar saat o topuklarla ayakta nasıl ders vermişim. Tabii onlar bana varis ve kemik eğilmesi olarak geri döndüler. Bedenime bu kadar eziyet etmeye ne hakkım varmış?! O zaman bunları düşünmemiş ve el aleme karşı hoş görünmeye çalışmış olmanın bedelini ödüyor şimdi ayaklarım. Bilinç altımızı esir almış modanın kölesi olmanın bedelini ödüyor ayaklarım. Erkeklere nasıl özenirdim rahat ayakkabı giyebiliyorlar diye. Şimdi azıcık ağrıyı, sıkıntıyı kaldıramıyorum. Eskiden kıyafetime göre ayakkabı seçerdim şimdi ayakkabıma göre kıyafet seçiyorum. Bir kıyafet arahtsı edecek ayakkabı gerektiriyorsa hemen vazgeçiyorum. Artık rahatım daha önemli.
-Öyleyse eskileri niye atmıyorsun.
-Kıyamıyorum hepsi çok pahalı ayakkabılar. Belki bir gün giyerim. Hani şöyle kısa süreli bir davette filan.
-Kaç çift ayakkabın var biliyor musun?
-Hayır. Sanırım 50 çiftden fazla. Tabii her renk ve her duruma göre ayakkabı lazımdı. Yüksek topuk, alçak topuk, spor, v.s. Kariyer kadınıydık ya... Bayağı bir servet yatırmışım onlara haa! Gerçi ben çok şanslıydım yine de çünkü bazı arkadaşlarım, eşleri veya erkek arkadaşları öyle istiyor diye veya boyları çok kısa olduğu için sürekli topuklu giyiyorlardı.
-Peki şimdi niye ihtiyac duymuyorsun?
-Hem artık bir ofiste çalışmıyorum, hem de burada insanlar dış görünüşe Türkler kadar önem vermiyor. Önemli olan ayağını değil beynini ve yüreğini neyle donattığın. Aslında suç sadece bende de değildi. Sivri burun modası geldiğinde çok üzülmüştüm. Benim gibi ayağı taraklı olanlar için kabus gibiydi. Evet aslında ben modanın bir kölesiydim. Sivri burunların ve yüksek topukların kölesi. Şimdi de kölelikten kalma yara izlerimle yaşıyorum ve onun için bu önümde yayalanan bacaklara acıyorum. O gidiyor, bense döndüm.

3 comments:

Sibel said...

Selam.

Aslında hepimiz birşeylerin kölesiyiz. Bayanlar modanın, erkekler teknolojinin vs.. Genelleyecek olursak pazarlamanın kölesiyiz. Daha da genelleyecek olursak kapitalizmin köleleriyiz...

Sibel

Ummu said...

Aslinda biz kendi dusuncelerimizden baskasinin kolesi degiliz, kimse bize zorla giy veya yap demiyor. Icimizdeki zavalli iyi gozukmek isteyen, guzel gozukmek isteyen dusuncelerin kolesi bunlari yapmak istiyor

Ummu

Umran Altunkaya said...

Hay gozunu seveyim Ummu! Aynen oyle. Bak Londra'da Istanbul'daki gibi hissetmiyor millet. Kimsenin umurunda degil renk uymus, uymamis, cunku kimse kimseyi giydigine gore degerlendirmiyor.