Sunday, October 08, 2006

40 YAŞINDAN SONRA İŞ BULMAK

Her zaman mesleğim sorulduğunda yanıt vermekte zorlanmışımdır. Mühendis, avukat veya doktor olanlar ne şanslı!!!

Şimdi bir İK uzmanı olarak kendi görüşlerimi aktarmak isterim. Önce biraz kendimi tanitayim:

Kariyerim tedasüfen IK alaninda ilerledi. Şanslı biri olarak dünyanın en iyi tanınan ve alanında yeniliklere öncü olmuş çok uluslu firmalarinda çalıştım ve dolayısı ile Türkiye'de İK'nin emeklediği dönemlerde dünyadaki gelişmeleri uygulama ve insana gerçekten değer veren bir İK ortamında çalışma imkanı buldum. Dolayısı ile görüşlerim ve tecrübem Türkiye uygulamalari ile sınırlı değildir.

Şu anda ben çalışmıyorum. "İşsizim" demiyorum çünkü işten ayrılmayı ve nasıl bir iş istediğime karar verinceye kadar dinlenmeyi kendim seçtim. 9 aydır da dinleniyorum ve hala iki yüzlü iş ortamında çalışmak içimden gelmiyor.

Herkesin girmek için can attığı şirketler topluluğundaki İK Direktörlüğü pozisyonumu bırakmam pek çok kişiyi çok şasırttı, hatta yaşım dolayısı ile tekrar işe girmekte zorlanabileceğimi öne sürüp cesaretimi kırmaya bile çalışanlar oldu.

Açıkcası ben yaşımı bir engel olarak görmüyorum. Eğer nitelikleriniz o işyerinde gerekliyse yaşa pek bakılmıyor ama bunun çok düşük bir olasılık olduğunu da söylemeliyim.

Şu anda Londra'da yaşıyorum ve geçenlerde bir doğum günü partisinde karşılaştığım IT'ci iki Bey şirketlerinin küçülmesi sırasında işten çıkarılan ilk kişiler olmuşlar. Ikisi de 50+ ve yaşlarının bu konu ile çok ilgisi olduğunu düşünüyorlar. Bir daha iş bulmayacaklarını düşündüklerinden de kendi işlerini yapmaya karar vermişler. Bu olay yaş olgusunu tekrar gündemime getirdi. Yaşı 40 üzeri olanlara karşı bir tavır olduğu ne yazık ki doğrudur, özellikle de alt ve orta seviyede.

Şimdi bunun sebeplerine gelirsek:

- Genç nüfus yüzdesi çok yüksek olan Türkiye'de, yeni gelen çalışanların önünü açmak için erken emeklilik fırsatından da yararlanarak 40 yaş civarindakiler işten çıkarıldı.

- Tecrübesiz yöneticiler talepkar genç çalısanlarla baş etmeyi beceremediklerinden onlar için yeni pozisyonlar yarattılar ve eskiler işlerini kaybetti ya da o gençlerle aynı pozisyonda çalışmaktansa ayrılmayı tercih etti.

- Henüz ailesi olmayan veya geçim yükümlülüğü fazla olmayan ve işin başında olduğu için kendini kanıtlaması ön planda olan gençlerin ücret beklentisi de çok düşük olduğundan tercih edildiler. Kıdemleri 1 yılı doldurunca kıdemleri birikmesin diye işten çıkarılıp tekrar işe alinan veya yerine asgari ücretle çalışan kişiler konanları bilirsiniz. Devletin uyguladığı ağır gelir vergisi de buna sebep olan unsurlardandı.

-Bir kaç çok genç parlak yönetici şirketlerin başina gelince diğer şirketler de altta kalmamak için tecrübesi az ama teknik bilgisi iyi olabilecek, yönetici vasıfları öok zayıf kişileri işin başına getirdi ve hırslı bir ilerleme olanağı sağladıklarını düşündüler. Bu kişiler onlara soru sormayan ve hırsla ileri atılan kişilerdi. Yani kapitalizmin yeni neferleri..!

- Durum böyle olunca genç yöneticiler kendilerinden daha büyük ve tecrübeli olanlarla çalışmayi doğal olarak istemediler. Zaten büyükler de onların altında çalışmayı istememiş ve bundan dolayı çok sorun çıkmıştı. Yaş yavas hareket etmeye eşit görüldü. İşveren kararını verdi!

- Ne yazikki bizim kusağımızın biraz üstü, teknoljik gelişimlere ayak uyduramadı. Alt kademe bunu gördüğünde yeni yaşlılar almayı red etti veya önyargılı oldu.

- Kabul edelim ki bizler kültürümüz gereği nitelikleri bizden üstün olsa dahi daha genç kişilerin emri altında çalışmayı kaldıramıyoruz, bu da sorun yaratıyor. Dolayısı ile genç yöneticiler kendilerinden yaşlı birini istemiyor.

- Aracı İK kurumları da ucuz olsun diye hiç bir iş tecrübesi olmayan yeni mezunları tecrübeli, kerli-ferli insanları işe almakla görevlendirdi ve kaliteli kişiler kuşak farkından görüşmede kaybettiler. Aslında çok da haksız sayılmazlardı bu çocuklar, çünkü şirketler onlardan günümüzün hızlı ortamında saldırgan olabilecek ve bunun sonuçlarını HENÜZ düşünemeyecek, soru sormayan, emirlere itaat eden ve küçük ödüllerle mutlu olabilecek, bilmem hangi üniversiteden diploması olan ve kullanmayacak dahi olsa yabancı dili iyi olan kişiler istemekteydi. Ayrıca bu kişiler işten çıkarma sırasında sorun çıkarmayacak kişiler olmalıydı.

- Bulundukları konumu bin bir türlü yalakalıkla elde etmiş olan yaşlı yöneticiler de kendi kapasitesizlikleri ortaya çıkmasın diye kendi kuşaklarından kimseyi istemediler.

- Emeklilik yasaları da bu duruma yardımcı oldu, sanki emeklilik maaşı yetecek veya geriden gelenler her şeyi idare edebilecekler gibi...

Evet, genel çerçevede durum bu. Aslinda kimse neden böyle olduğunu net olarak bilmiyor. Herkes öylesine sektördeki genel gidişe ayak uydurdu, sonuçlarını görmeden. Şimdi sonuçlar bazı şirketler tarafından görülmeye başlandı ama yeterli değil. Bu konuda bir girişimde bulunup konuyu kamuoyunda tartışmaya açmak çok faydalı olacaktır, çünkü en verimli çağındakı insanlar atıl duruma getirilmişlerdir ve bundan tüm ülke zarar görür.

Açıkcası ben kendi alanımda gördüğüm kemikleşmiş, örümcek ağı tutmuş, kendini geliştirmeyen ama hala koltuğuna sımsıkı bağlı olan yaşlı insanları gördükçe kahroluyorum. Fakat dikkat ederseniz de danışman ve gurular hep yaşlı. Kaş tane genç akıl danışmanı var?!! Buradan da şu sonuca varabiliriz; yaş herkes için engel değil sadece çıkış yolunu bulmak lazım, herkes aynı yoldan çıkamıyor çünkü.

İK Danışmanlarında gençler tarafından aşşağılandığını düşünenler bilsinler ki ben bir İK'ci olarak hepsinin öcünü almış bulunuyorum.

Hepinizin şikayet ettiği durumları ben karşınızdaki kişi olarak yaşadım. Ne yazik ki İK Turkiye'de hak ettiği önemi ve yeri alamadı. Hala personelci kimliği ile çakışıyor. İK'cılar danışman gibi görülmüyor ve itirazlarına rağmen GM'ler istedikleri gibi karar alıyorlar.

Bir başka sorun da çalışanlarımızın İş Kanununundan kaynaklanan haklarını kullanmamaları. Haklarını bilmedikleri için kendilerini şirketlerin insafına bırakmış durumdalar. Bundan dolayı da şirketler istedikleri gibi at koşturuyorlar. Gerçi avukatlar da yasayı bilseler de iş uygulamaları konusunda zayıf kaldıkları için yardımcı olmakta zorlanıyorlar. Ben ibret-i alem için son çalıştığım şirketi mahkemeye verdim ve kazandım. Bir çok kişi bu konuda bana danışmalarına rağmen bir kaçı dışındakiler ya korktukları için ya da avukat parasını ödemek istemedikleri için haklarını aramaktan vazgeçtiler. Oysa birilerinin bu gidişe dur demesi gerekiyor. Bu noktadaki önerim halen çalışmakta olanların haklarını iyi öğrenmeleri ve kendileri hakkında alınması ihtimal olan kararlara tepki vermeden önce mutlaka bir bilene danışmaları. Ödenecek tazminatlar herkesin aklını başına getirir. Böylece yönetişciliğin sadece koltukta oturmak olmadığı çok iyi öğrenilir.

Avrupa ülkelerinde iş görüşmesinden sonra niye kabul edilmediğinize dair görüşmecinin tuttuğu notları görmek ve itiraz etmek hakkınız var. Tazminat bile alabiliyorsunuz. Avrupa Birliğine girme yolundaki Turkiye'de de bu tür uygulamalar çok yakında başlar. Yöeticilik kolay değl ve bundan sonra daha da zor olacak.
Eylül 05

2 comments:

EDA OZKAN said...

Sebepleri çok açık olarak yazılmış güzel bir yazı...

Cenk Korhan Sinangin said...

Ağzınıza sağlık. Bu ülkedeki profesyonellik adı altında yapılan soytarılığı ne güzel anlatmışsınız.