Sunday, October 08, 2006

İSTİFA ETTİ Mİ, ETTİRİLDİ Mİ?!

İşyerlerinde kahve sohbetlerine konu olan, bazen de günlerce şirketi sallayan sorulardır bunlar. Özelikle de giden bir yönetici ise ve hele de sevilmeyen biri ise… Bir sürü hikaye anlatılır durulur ve giden de kendi haysiyetini kurtarmak için hikaye üstüne hikaye yazmak zorunda kalır.

Geçtiğimiz günlerde işten ayrılan bir arkadaşımızın ardından yine benzer sorular ortalığa döküldü. Ben de İnsan Kaynakları tecrübelerimden yola çıkarak ve bu konuda pek çok örnek yaşamış biri olarak bu soruların cevapları için bazı ipuçları vereyim dedim. Kimbilir, belki bir gün birilerinin işine yarar.

Nasıl anlarsınız bir yöneticinin kendisinin mi gittiğini yoksa gitmeye mi zorlandığını?

Öncelikle kendi isteği ile işten ayrılan bir yönetici personeline, çalışma arkadaşlarına şahsen, kişisel olarak veda eder. Aniden ortadan yok olmaz! Hele de kimseye veda etmeden asla… Bir yönetici her zaman personeli ile konuşur. Bu konuda utangaçlık olmaz. Bu bir yönetim sorumluluğudur! Yani siz onun ağzından duyarsınız gideceğini.

Zaten bir yönetici istifasını son günde bildirmez personeline. En az 2 hafta önceden bildirir ki şirkette bir kriz çıkmasın. Bildirmemişse kendisi de bilmemiş demektir.

Eğer yönetici kendinden daha üst seviyedeki bazı yetkililerin, denetçilerin gelmesi üzerine ortadan yok oluyorsa, onun adına başka bir yönetici personele o kişinin ayrıldığını bildiriyorsa ve veda mesajını bir kaç gün sonra gönderiyorsa çoğunlukla bilin ki o kişi ayrılmaya zorlanmıştır . Onun veda mesajı göndermesine izin verilmiştir ve mesaj gönderilmeden önce içeriği kontrol edilmiştir. Hiç bir kurumsal şirketin yönetim kurulu şirketteki önemli yöneticilerin, özelikle de iyi hizmet vermiş yöneticilerin personeline kişisel olarak veda etmesine engel olmaz, tam tersine destekler. Bu yazılı olmayan bir kuraldır.

“Efendim biz kendi projemizi uygulamak üzere grup olarak ayrılıyoruz!”.
“Aman ne güzel! Biz de sizi destekleriz! Bravo!”.
Bir şirketten üst düzeyde bir kaç kişi birden ayrılmışsa ve şirket buna izin vermişse bunun ardında hoş olmayan bir durum aramanız doğru olabilir. Yine hiç bir kurumsal şirket önemli pozisyonlardaki kişilerin hemen gitmesine izin vermez. Öncelikle ihbar süresi denen kanuni bir hak vardır. Diyeceksiniz ki “önceden istifalarini vermiş olabilirler”. Olabilir, ancak o takdirde de yerlerine birileri alınmış olmalıdır ve zaten yerlerine birileri aranırken duymayan kimse kalmaz. Ofisin içinde daha biz yönetim ekibi duymadan bazı haberlerin mağazalarda duyulmuş olmasına her zaman şaşmışımdır. Genelde şirket personelinin çok iyi bir 6. hissi olur bu konuda ve pek yanılmazlar.

Hiç bir şirket yönetim kurulu böyle bir durumda bu grupla iyi ilişkiler içinde ayrılmaz. Düşünsenize birisi bütün ekibi alıp götürecek, şirketi zor durumda bırakacak ve patronlar “bravo” deyip destek verecek! Eğer öyle yapmışlarsa da bilin ki o kişiler gitsinler diye dört gözle beklemişlerdir ve zaten o kişilerin varlığının şirkete bir faydası olmadığı için yoklukları da zarar vermeyecektir.

Başka bir ip ucu da ortalıktaki şakınlık durumudur. Bazen şirket ayrılan kişinin yerine birini getirir ve tanıştırır personle. İşte bu da önemli bir ip ucudur. Eğer o yönetici iyi ilişkiler içinde kendisi ayrılmayı tercih etmişse yerine gelen kişiyi personele tanıştırma şerefi ona verilir. Böylece geride kalan personele güvence verilmiş olur.

Bir de kurumsallık gereği yönetimin personele hitaben yazdığı bir mektup vardır gidenin arkasından. Bu mektupta yeni atanan kişi ile ilgili satırlardan önce gidene övgüler dizilir. İşte bu övgülerin ne kadar özel olduğundan da anlarsınız gidenin hangi şartlarda gittiğini. Eğer kısa, yuvarlak, klasik sözler kullanılmışsa pek de sevişerek ayrılmamışlar demektir. Yanlış anlamayın, yönetici şirketle tartışarak ayrılabilir ama bu onun yaptığı önemli işlerin göz ardı edilmesine sebep olmaz.

Eh bu ipuçları da size yetmezse siz en iyisi bu işleri hiç kurcalamayın. Size söyleneni kabul edin gitsin.

10 Haziran 2006
Londra

1 comment:

Macellan said...

Hayırlı olsun! Çok şık ve kullanışlı olmuş blogunuz. yeni yazılarınızı bekliyoruz.
Sevgiler. Yunus